Aslında çoğumuz biliriz Zümrüd-ü Anka kuşu’nun küllerinden yeniden doğacağı efsanesini… “

0
160

Mistik bir kuş olan  Simurg    yani Zümrüd-ü Anka,   Fars sanatında kuş şeklinde, devasa, insani  v e bilgeliği  temsil eden bir yaratık olarak tasvir  edilmiş… İran efsanesine göre ise bu kuş o kadar yaşlıymış ki,  tam üç kez  dünyanın  yıkılışına şahit olmuş… 

Zümrüd-ü Anka kuşu  öleceğini hissettiği an yuvasını ateşle verir  ve o güzel sesiyle şarkılar söyleyerek kendini yakarmış… Ve  işte o bilinen tabirle kendi “ yanan küllerinden yeniden”  doğarmış.     

Başka bir inanışa göre gittiği yerlere bereket ve  birliği getirdiğine, kanatlarının her bir dokunuşunda türlü hastalıklara şifa kaynağı olduğuna, tüm yaraları iyileştirip dünya üzerinde ki tüm kuşlara önderlik yaptığı  da söylentiler arasında yer almaktadır. Efsaneye göre;   Anka’ nın yüzü   insana benzermiş…  Kocaman kanatlarının  ve tüylerinin altın rengi olduğu bu bilge hükümdar  kuş,  tıpkı insan gibi düşünüp insan gibi konuşabiliyormuş… Sesinin eşsiz derecede güzel olduğunu  da efsanede geçen küçük bir ufak paragraf olarak ekleyebiliriz  😉 

Belki hatırlarsanız  Harry Potter Zümrüd-ü Anka Yoldaşlığında yaşlı büyücü Dumbledore’nun  Anka kuşunu  🙂  

Şimdi gelelim Anka kuşunun efsanevi hikayesine 😉  

 Efsaneye göre kuşların hükümdarı olan Zümrüd-ü Anka,  Kaf dağı eteklerinde  Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş , kuşlar  kendi aralarında  huzursuzluk ve  karmaşa  arasında kaldıklarında   Simurg’a  yani  “ Anka “  olan inançlarının   bir gün o’nun hepsini kurtaracağı  fikrine etrafa  adalet ve düzen getireceği düşüncesine  sahiplermiş.  

Fakat  bir süre  sonra  Simurg’u ortada  göremeyince  kuşlar  şüpheye ve korkuya  kapılmışlar ve içlerinde ki son umut kırıntısını da yavaş yavaş kaybetmişler. Ta ki bir gün uzak diyarlardan geçen bir kuş sürüsü  Simurg’un yaşadığı Kaf dağı eteklerinde   Simurg’un  kanadından bir tüy bulmuşlar ve bir umutla dünya üzerinde ki tüm kuşlar bir araya toplanarak zorlu bir yolculuğa çıkmaya karar vermişler. Kaf dağı eteklerinde ki   arayış,  umut dolu büyük bir göç olarak  başlamış…  Dağın eteklerine  varmak için    yedi   ayrı dipsiz vadiyi aşmaları gerekiyormuş… Ve her bir vadi  daha çetin, daha zor ve daha meşakatliymiş.

 İnanılan o ki;   bu yedi vadi için   Birincisi; İSTEK, ikincisi; AŞK, üçüncüsü; MARİFET, dördüncüsü; İSTİSNA, beşincisi; TEVHİD, altıncısı; ŞAŞKINLIK ve yedincisi ; YOK OLUŞ…

İlgili resim

Başlangıç ve bitiş evresinde  sınava tabii olacakları zorlu macera işte bu vadilerde karşılamış…

Ve bulmaya ant içtikleri kuşların  hükümdarı Zümrüd-ü Anka için hep birden gökte kanat çırpmaya başlamışlar… Yedi vadinin fethi için yola çıkacak kuşlar birinci  vadi olan  İsteği   geçmişler … İkinci  vadi  olan  Aşk denizinde çoğu boğulmuş  ve Ayrılık vadisinden de geçerken  kendi nefis ve zaaflarından dolayı eksileeksile  azalmışlar . Kimi hırsından,  kimi kıskançlığından, kimi kendine değer biçtiği güzelliğinden kimide aşk’ından  ve  mevkiisinden vazgeçmemiş.  

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış”

Kalan beş vadide  umutlar tükenmiş 🙁 ve çıktıkları yolculukta  sürüden azaldıkça azalmışlar nihayet Kaf Dağının eteklerine geldiklerin de ise kala  kala sadece  otuz kuş kalmış bu zorlu mücadelede… Ve bu otuz kuşun umudu sonunda Simurg’un yuvasını bulunca  mutluluğa,   gerçeği öğrendiklerinde ise şaşkınığa yol açmış ..

Peki Simurg ile ilgili olan gerçek neydi ??? 

Si- murg  yani  Farsça da Si ( otuz)  Murg ( kuş )  yani   “Otuz kuş ”   anlamına  gelen bu sırrın gerçekliğini  kendinden ve hedefinden ve inancından   taviz vermeyen  otuz kuşta öğrenmiş  olmuş.

Özetleyecek olursak;  Simurg,  yani  Otuz kuşun    kendilerini  zorlu bir mücadele ve arayıştan sonra bulması demekmiş. Her bir kuş aslında kendisini sınamış, test etmiş ve mücadele vermiş bu zorlu  macera da …

Simurg, Zümrüd-ü Anka, yada  Phoenıx ,  öleceğini anladığı an kendisini alev alev yakan ve küllerinden yeniden doğan bir efsane …

Her birimiz içinde bu hayatta değişik kulvarlar, sınavlar, engebeler zorluklar yok mu ?  Açlıklarımız,  katlettiklerimiz, nefretimiz ve bitmek bilmeyen hırslarımız, zaaflarımız ve  riyakarlığımız  yok mu  bu hayatta … Kim bilir belki günün birinde bizlerde kendimizi fark eder ve küllerimizden tekrardan yaşama kucak açarız… Olabilir mi ? Evet sayımız az da olsa insan, gerçeği görebilecek kadar  sağ duyuya  sahip sadece biraz vicdanen yenilenmeliyiz ….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here