BOŞLUK

0
240

Küçük bir ölüm güncesi…

Sonsuz bir boşlukta asılı durmak gibiydi hayat, hiçbir şey ifade etmiyor, hiçbir giden geri gelmiyor, ne telefonum çalıyor ne de arayanlarım oluyordu. Hani zaman dururda bir köşesine sıkışırsın ya hani içine hapsolursun bedenin ve ruhun acıyla yoğunlaşır işte öyle bir şey… Sanki ellerim, ayaklarım donmak üzere sanki kalbimin tam üstüne ağırlığınca bir iğne batıp çıkıyor sanki içimi bir şeyler kazıyor da derim tel tel dökülüyor… Görüyorum hepinizi… Bana bakan o gözleri, karanlığı, sisler içine gizlenen gölgeleri biliyorum siz de bekliyorsunuz benim gibi usul usul…

Uzun zamandır kendi kendime konuşuyorum. Uzun zamandır yemiyor içmiyor ve uzun bir zamandır her hücrem benimle acı çekiyor. Sanki içimden bütün organlarımın tek tek koparıldığını, damarlarıma düğümler atıldığını kanımın pıhtılaşıp bir yerlerde topaklandığını hissediyorum bedenimde ki derin sancı şimdi bir nefeste toplandı ama benim konuşmaya takatim yok…

Biliyorum bu dünyada bir daha var olmayacağım keşke reenkarnasyon gerçek olsa demeden geçemiyorum. Bir daha asla gülemeyeceğim, konuşamayacağım sevip aşık olamayacağım. Ne gökyüzünün derin mavisini nede sonbaharın kızıl tonlarına bir daha asla göz ucuyla bakıp dokunamayacak ve hissedemeyeceğim ne acı bir son, bile bile çantanı hazırla diyorlar resmen bana…

Hep aynı nakaratı dün bugün yarınmış gibi yaşamak, geçmişi hatırlamak istedikçe bir damlanın gözlerimden akışını hissetmek… Sevdiklerimi, babamı, ailemi, aşklarımı ve çocukluğumu özlemek…

Acaba ölünce çocukluğumuza geri döner miyiz?

Bugün günlerden işte o gün

Sevgi bitmiş, aşk bitmiş, yaşam ve hayatın adıma bir kez daha olsun bir can bahşetmediği o gün… Tabiri caizse ölümle bir randevu… ölümle burun buruna gelmek … Evet hapsoldum bu yatağa, bu hayata, ve bitmek bilmeyen saatlere

Kıpırdayamıyorum…

Çok uzun bir süreçti yatağa bağlı kalmam ben bile hatırlamıyorum hani derler ya elden ayaktan ve hastalıktan düşmek de bu olsa gerek… Bazen hatırlamaya çalışıyorum geçmiş zaman masallarını hani ağlayamıyordum ya bir damla akıyor yanaklarımdan usul usul… ve ben nefes alamıyorum tüm iğneler yüreğimde…

Bazen bir gölge görüyorum beni izleyen…

Korkunç değil saf ve tanıdık bir tebessüm ismini koyamadığım tanımaya çalışıp da çıkartamadığım bir tanıdık, eğilip saçımı okşuyor, sıcak elleri beni bir kez daha yatağa çiviliyor kimsin sen ???

Adımı fısıldıyor ılık nefesi kulağımda oysa ben adımı hatırlamıyorum bile… Doğru ya kimdim ben???

Bir kalabalık toplandı başıma, herkes bir ağızdan konuşuyor kelimeleri seçemiyor ifade edemiyorum ne tuhaf oysa bundan aylar öncesinde ben de kelimelerle oyun oynardım… Saatler ve dakikalar… gece ve gündüz… Korkuyorum ya canım yanarsa

Nasıl vedalaşılır onu bile bilmiyorum… Bugün bir parçam daha öldü hemen toprağa verdiler… Galiba son bir tur kaldı tamamlamam gereken…

Uyumuşum… Ya da serum etkisi…  Dün tuhaf bir şey oldu… Rüya görmeyeli… Aslında anlık ve kısa olurdu ve ben farkına bile varmazdım gün içerisinde vahiy gibi gelirdi parça parça sanki bir puzzle da bir şey bulmak gibi…

Şimdi hatırlıyorum; uzun dar bir patika yol… Yeşillikler  ve çiçeklerle bezenmiş, derin mavi bir gökyüzü  ağaçların her bir yeşilinden  gelen farklı kuş cıvıltıları

Sanki hepsi bana hoş geldin diyor gibi…  Nefes alıyorum hem de en derininden canım yanmadan kalbim sızlamadan, mutlu muyum ne , şarkı söylüyor gülüyorum kendi sesimle defalarca bağırıyorum bu benim benim ve döndüm işte diye…

Tam hayat bir şans verdi derken tam kahkahalarım beni ufak ufak gıdıklarken derin, sessiz bir karanlık çöktü üstüme … Kuşlar uçtu… Bir sis, bir rüzgar içinde çaresizce kalakaldım.

Bir ses adıma seslendi…

Etrafta kimse yok korkuyorum kimsin diyorum cevap yok 

Bir kez daha seslendi;

  • Bitti artık buraya kadar

Uzaktan gelen sese haykırdım ne bitti dur diye ama ben arkasından koşarken o bir sis bulutunun içinde çoktan kayboldu bile…

  • Yolun sonundasın … U Y A N !!!

Uyandım.

Bir odanın içinde kalabalık arasında buldum kendimi… Çevremdeki herkes garip bir telaş içerisinde koşturuyorlar… Sesleniyorum… Duyan da yok, gören de … Aralarından çarpa çarpa geçiyorum üzerimde beyaz bir önlük kimse varlığımı fark etmiyor…

Ve işte o an; kendimi gördüm bir masanın üzerinde çırılçıplak vücudumla kıpırdamadan çaresizce bekleyen zavallı  bedenimi…

Kalbime yediğim şokla irkiliyorum olduğum yerde

Şimdi bir huzur bir aydınlık bir çıkış yolu… Artık acı yok bedenim tüy kadar hafif… Işığım söndü.

Son bir kez  yanıma yaklaşıyorum …Elimi tutuyorum ilk ve son kez soğuk, buzzz, ölü !  

Bir damla gözyaşım yanağımdan süzülürken beyaz çarşafı yüzüme kadar örtüyorlar ve bir doktor ölüm saatimi söylüyor 9.34

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here