Size de olur mu bilmem? Hiçbir neden yok iken içinizi saran yalnızlık duygusu, aslında olan ama olmayanın acısı gelir içinize oturur mu? O anlarda hiçbir şey yapmamak ve sadece kendinize zarar vermek ister misiniz? Ne bileyim duvarları tekmelemek, camları kırmak, alıp elinize makası saçlarınızı kesmek, kafanızı duvarlara vurmak ne bileyim işte isyan etmek… Olmasını istediğiniz tüm olmamışlar için. Bu duygu yalnızlığa mahkûm eder sizi. Yalnızsınızdır hep, her zaman bunu bilirsiniz aslında siz çok iyi bilirsiniz ama yine de tanımlayamadığınız duyguların esiri olmuşken hayat öylece akıp gider ve bir de bakmışsınız ki artık genç değilsiniz. Ne bekleyecek zamanınız ne enerjiniz ne de gücünüz vardır artık. Sıradan bir insana dönüşürsünüz, yapabileceğinizi bir zamanlar uykusuz gecelerinize mal olup gerçekleştirebileceğinizi sandığınız hayallerinize baktığınızda hani ne bileyim ben aslında bir arpa boyu bile yol alamadığınızı bilmek içinizi yakmaz mı?

Acılarım, gözyaşlarım ile hayallerime bir köprü bile olamadılar… En zoru neydi biliyor musunuz? Yine insanın kendini yine kendisinin teselli etmeye çalışmaya çalışmasıdır. En yakın olduğun insanlarla bile paylaşamamak ve hep rol yapmak acıyı yüreğinde hissederken gülümsemek, gülümsemeye çalışmak…

Ahh kimseler bilmez o gecelerde neler olduğunu? İnsan nasıl yiyip bitirir kendisini. Gözyaşlarını sabahlara kadar okuduğun kitapların sayfalarını koparıp o kitapların sayfalarına silmek… Dinlediğin müziklerde salya sümük ağlamak. Kızmak. Seni üzenlerin canını yakmak isteği, ama insan olan yanının hala dur demesi sana! İyileşiyorum derken; nasıl yalnızlaştırır nasıl soyutlar insan kendisini toplumdan. Ve yine sen insanlarına bakarken onları kendinden tanımak. Mutluyum demelerinin aslında koca bir yalan olduğunu bilmek…

Bir de mutsuz oldukları halde hayatlarını değiştirmekten korkanlar, hep bir bahaneleri olanlar vardır bunlar daha da tehlikelidir. Cesaret edemedikleri birçok şey vardır ve bütün bunlardan da kendilerini değil seni sorumlu tutarlar. Sanki cesaret sizde değil de onda varmış gibi… Sanki uçurumun kenarından atlayabilecekmiş gibi ve yine böyle tipler ne sizin uçurumdan atlamanıza izin verirler ne sizinle atlarlar ne de tutup kolunuzdan geri çekerler. Sürüngen böcekler gibidir bunlar. Kanınızı hep ama hep emerler. Dediğim gibi onlar o uçurumun kenarında sadece ve sadece yaşamı seyrederler. Sizin de ayağınızda hep bir pranga olur ve sizi özgürlüğünüzden mahrum bırakırlar. Ha bu arada yaşamı sadece seyrederken ha bire de konuşur konuşur dururlar ne sözleri biter ne cümleleri. Şaşırırsınız bunca enerjisini uçurumun kenarında tüketmelerine… Ama sizde öyle bir alışmışınızdır ki artık sadece susarsınız… Vaz geçersiniz.

Bütün bu yazılanlar er ya da geç birçok insanın yaşadığı ortak duygunun adıdır. Ve bazen buna ilk zamanlarda AŞK derler aşk mı bence değil. Aşk sizin ayaklarınızı yerden keserken o cehennem ateşinde cayır cayır yandığınızı hissederken üşüyorum diyebilmenin adıdır. Ben çok üşüdüm mesela. Ama hepsi geçiyor iyileşiyorsunuz sonunda. Huzurla

Huzursuzluk arasında geçen zaman diliminde ise ayrılıklarla yüzleşiyorsunuz. İlk adımınız gidip saçlarınızın rengini ve modelini değiştirmek oluyor. İhmal ettiğiniz arkadaşlarınızı dostlarınızı arıyorsunuz ve onlar sizi hep orada bekliyor oluyor ve yaralarınızı sarmaya çalışıyorsunuz. Yeniden nefes alabilmenin farkına vardığınızda ise yağmurun tadını çıkarmaya başladığınız anda tekrar karışıyorsunuz insan kalabalıklarına. Ve bir sonra ki aşka kadar mutlu mesut yaşıyorsunuz!

Yazan; Cennet Güvenç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here